Görüldüğü üzere bu forum hocam.com a üye olmak için açılmış bir blog değildir. Benim şahsıma ait olup, içinde gayet güzel yazılar bulunmakta. Aynı üniversite de bulunan arkadaşlarımla buluşmak, fikir paylaşmak isterim.

üniversite

üniversite

üniversite

üniversite

üniversite


Antivirüs sınama laboratuvarı AV-Test, önde gelen antivirüs yazılımlarını bir kez daha masaya yatırdı. Testler, ilk çeyrekte yapılan değerlendirmenin ardındanyılın ikinci çeyreğinde kimin yükselip, kimin düştüğünü ortaya çıkardı.Avast‘tan Webroot‘a 22 güvenlik yazılımının zararlıları algılama, kaldırma ve genel performans gibi yeteneklerinin ölçüldüğü testte Windows XP’nin 32 bit sürümükullanılmış ve Nisan-Haziran 2011 zaman aralığı kapsanmış.Test sonuçlarında üst sıralarda kıyasıya rekabetin sürdüğü dikkat çekiyor. Ücretsiz olarak PC’sini korumak isteyen kullanıcıların Avast’ı tercih etmesi gerektiği ortaya çıkarken ücretli sürümlerde ise BitDefender, Kaspersky ve Panda ilk sıraları paylaşıyorlar. Comodo, McAfee, Microsoft Security Essentials gibi yazılımlar ise aldığı puanlarla hayal kırıklığına uğratıyor.

22 antivirüs yazılımının zararlılardan koruma, kaldırma, kullanım kolaylığı ve toplam puanlarını sonraki sayfalarımızda bulacaksınız.

22. Comodo Internet Security 5.3, 5.4Zararlılardan koruma: 3.5 puan
Zararlıları kaldırma: 1.5 puan
Kullanım kolaylığı: 3 puanToplam: 8 puan

21. Norman Security Suite Pro 8.0

Zararlılardan koruma: 3.5 puan
Zararlıları kaldırma: 1.5 puan
Kullanım kolaylığı: 3 puan

Toplam: 9 puan

20. CA Internet Security Suite 2011

Zararlılardan koruma: 1.5 puan
Zararlıları kaldırma: 3.5 puan
Kullanım kolaylığı: 4.5 puan

Toplam: 9 puan

19. McAfee Total Protection 2011

Zararlılardan koruma: 3 puan
Zararlıları kaldırma: 3 puan
Kullanım kolaylığı: 3.5 puan

Toplam: 9 puan

18. K7 Computing Total Security 11.1

Zararlılardan koruma: 4 puan
Zararlıları kaldırma: 3.5 puan
Kullanım kolaylığı: 3 puan

Toplam: 10.5 puan

17. PC Tools Internet Security 2011

Zararlılardan koruma: 4 puan
Zararlıları kaldırma: 4.5 puan
Kullanım kolaylığı: 2 puan

Toplam: 10.5 puan

16. Sunbelt Vipre Antivirus Premium

Zararlılardan koruma: 3 puan
Zararlıları kaldırma: 4 puan
Kullanım kolaylığı: 4 puan

Toplam: 11 puan

15. Webroot Internet Security Complete

Zararlılardan koruma: 2 puan
Zararlıları kaldırma: 5 puan
Kullanım kolaylığı: 4 puan

Toplam: 11 puan

14. Microsoft Security Essentials 2.0

Zararlılardan koruma: 2.5 puan
Zararlıları kaldırma: 4.5 puan
Kullanım kolaylığı: 5 puan

Toplam: 12 puan

13. Avira Premium Security Suite 10.0

Zararlılardan koruma: 3.5 puan
Zararlıları kaldırma: 4.5 puan
Kullanım kolaylığı: 4 puan

Toplam: 12 puan

12. Trend Micro Titanium Internet Security 2011

Zararlılardan koruma: 4.5 puan
Zararlıları kaldırma: 3.5 puan
Kullanım kolaylığı: 4.5 puan

Toplam: 12.5 puan

11. AVG Internet Security 2011

Zararlılardan koruma: 5.5 puan
Zararlıları kaldırma: 4.5 puan
Kullanım kolaylığı: 3 puan

Toplam: 13 puan

10. BullGuard Internet Security 10.0
Zararlılardan koruma: 5 puan
Zararlıları kaldırma: 3.5 puan
Kullanım kolaylığı: 4.5 puan

Toplam: 13 puan

9. ESET Smart Security 4.2

Zararlılardan koruma: 4 puan
Zararlıları kaldırma: 3.5 puan
Kullanım kolaylığı: 5.5 puan

Toplam: 13 puan

8. Sophos Endpoint Security and Control

Zararlılardan koruma: 4 puan
Zararlıları kaldırma: 4.5 puan
Kullanım kolaylığı: 5 puan

Toplam: 13.5 puan

7. Avast Free Antivirus 6.0

Zararlılardan koruma: 5 puan
Zararlıları kaldırma: 4 puan
Kullanım kolaylığı: 4.5 puan

Toplam: 13.5 puan

6. G Data Internet Security 2012

Zararlılardan koruma: 5.5 puan
Zararlıları kaldırma: 4 puan
Kullanım kolaylığı: 4 puan

Toplam: 13.5 puan

5. Norton Internet Security 2011

Zararlılardan koruma: 5 puan
Zararlıları kaldırma: 5 puan
Kullanım kolaylığı: 3.5 puan

Toplam: 13.5 puan

4. F-Secure Internet Security 2011

Zararlılardan koruma: 5 puan
Zararlıları kaldırma: 5 puan
Kullanım kolaylığı: 4.5 puan

Toplam: 15 puan

3. Panda Internet Security 2011 / 2012

Zararlılardan koruma: 5 puan
Zararlıları kaldırma: 5 puan
Kullanım kolaylığı: 5 puan

Toplam: 15.5 puan

2. Kaspersky Internet Security 2011 / 2012

Zararlılardan koruma: 5.5 puan
Zararlıları kaldırma: 5.5 puan
Kullanım kolaylığı: 5.5 puan

Toplam: 16 puan

1. BitDefender Internet Security 2011

Zararlılardan koruma: 6 puan
Zararlıları kaldırma: 5.5 puan
Kullanım kolaylığı: 5.5 puan

Toplam: 17 puan


Oyunlara yeni suçlama: Oyun oynarken dikkatli davranmazsanız ölebilirsiniz!

Oyun oynamak genelde eğlenceli bir aktivitedir. Fakat yıllar içerisinde gerçekleşen ve sonu ölümle noktalanan uzun oyun oynama maratonları, ne yazık ki oyunculuğu tehlikeli bir noktaya getirmektedir.

Bu konu hakkında yakın zamanda karşımıza çıkan bir örnekse, iki ay önce İngiltere’de uzun saatler oyun oynayan Chris Staniforth isimli gencin hayatını kaybetmesi. BBC’den yapılan açıklamaya göre ölüm nedeni “ven trombozu” olarak lanse edilen gencin, aralıksız 12 saat boyunca Xbox’ının başından kalkmadığı anlaşıldı.

Gencin babası olan David Staniforth ise konu hakkında çok detaylı bir araştırma yaptı. İlk olarak ulaştığı bilgi ven trombozu’nun meydana geliş sebebiydi. Tamamen hareketsizlikten meydana gelen ve özellikle bacakta bulunan bazı damarlarda oluşan kan pıhtılarının, bulundukları damarı tıkaması ya da direkt olarak beyne gitmesi üzerine oluşur. Bu durum genelde çok fazla seyahat eden insanlarda gözlemlenir.

“Sürekli oyun başında oturmayın!”

 

"Sürekli oyun başında oturmayın!"
Konu hakkındaki araştırmasının sonucu olarak oğlunun ölümünü tamamen hareketsizliğe bağlayan David Staniforth, verdiği bir röportajda şunlara değindi: “Yaptığım araştırmalardan sonra, herhangi bir kişinin saatlerce süren bir yolculukta oturur pozisyonda durmasıyla, oğlumun Xbox başında durması arasında bir fark olmadığını gördüm. Uzun süre oturmak gerçekten tehlikeli. Chirs oyun oynamayı çok severdi ve bütün gece başından kalkmazdı. Dünya çapında çok fazla insan uzun saatler boyunca oyun oynuyor ve bu çok büyük bir risk.”

David Stanifort ise uzun saatler oyun oynayan kişilere, içerisinde bulundukları tehlikeler için eğitici bir site açmayı planlıyor. Yine de unutmamakta fayda var ki Microsoft her seferinde; “Microsoft olarak, kullanıcılarımızın belirli aralıklarla oyunlarının başından kalmalarını ve ufak egzersizler yapmalarını öneriyoruz.” uyarısında bulunuyor.

Teoman Müziği Bırakıyor.

Yayınlandı: 04 Ağustos 2011 / Müzik
Etiketler:, , , ,

sevgili arkadaşlar; müziği bırakıyorum. ya çok çok uzun bir süre. ya da büyük ihtimalle, hiç dönmemek üzere. 3 eylül berlin son konserimdir.

anlatayım nedenini;
önce küçük bir açıklama; sanatçı denilen yaratık, dünyayla çözemediği bir sorununu başkalarına saçma gelecek bir işi çok önemseyerek halletme yoluna giden kişidir. benim durumumda gitar çalmak, şarkı söylemek vs. oluyor bu saçma iş. ama ben şarkı yazma işini hep çok önemsedim, onu hep kolladım. hayallerimdeki kahramanlarımla yarıştım, bu dünyaya inmedim bile. çok sevdiğim şarkılarımı yazdım.
hep olduğum kişi kalayım diye de çok uğraştım, çok çalıştım. bir kaç prensibim oldu, onları da kollamaya çalıştım. her zaman istediğim kadar iyi bir insan olamadım. ama çalıştım.
küçücükken bu ülkede rock müziğe dair bir hayal kurdum, nerede ne varsa takip ettim, ardına düştüm, her şeyini gözledim, inandım. hayal olduğunu bile bile.
neyse, işte bu hayal artık beni tatmin etmiyor. kendimi, arkadaşlarımı hayalkırıklığı içinde görüyorum. bir özgürlük ve gerçeklik duygusu peşine düşmüştüm, pozisyonum meğer onu temsil etmiyormuş. sadece sahnede yaşayabildiğim bir hayal bu çünkü. bir çok arkadaşımdaki hayal kırıklığı bende de var.
bu hayal beni tatmin etmeyince, önemli olmadığını bildiğim diğer bazı hayallerimi sembolik olarak şu önümüzdeki 1,5 senede gerçekleştirip müziği bırakayım bari dedim, daha da çok çalışmaya karar verdim. gizli tuttum kararımı, kimseye de söylemedim. hatta yalan bile söyledim çalışanlarıma.
ama bir süredir kendime bakıyorum ve çok yorgunum. o yüzden pes diyorum. böylece düzelmesi aslında çok uzun yıllar sürecek problemleri 1,5 senelik bir intihar saldırısına dönüştürmeyeceğim. gerçekte bir önemleri yoktu, hayatın gerçekleriyle uğraşmamak için hayal edilmiş şeylerdi. inanması her zaman kolay olmuyor.
böylece, boşu boşuna kendimi de, çalışan dostlarımı da yormamaya karar verdim. kendimi yorarken, onları da çok yordum, üzdüm. çok teşekkür ederim hepsine .
sizlere de.

bu bir hüzün yazısı değil, bir rahatlama yazısıdır.

-teoman


Doç Dr. Neva Çiftçioğlu Banes yazdı…

AKLAŞIK 20 yıl süreyle yurtdışında yaşadıktan sonra Türkiye’ye ilk döndüğümde kendimi ülkeme dönmüş gibi değil de başka bir ülkeye göç etmiş gibi hissetmiştim. Birkaç arkadaşımın tavsiyesiyle Facebook’ta hesap açar açmaz çok sayıda izini kaybetmiş olduğum arkadaşlarıma ulaşıp yalnızlık psikolojisinden biraz olsun sıyrıldım. Yıllardır uzakta olduğum dostlarımın, hatta akrabalarımın daha önce hiç görmediğim eşleriyle, çocuklarıyla Facebook üzerinden tanıştım. Her yerde olduğu gibi burada da kişisel egoların tatmini için fikir ayrılıklarının seviyesizce tartışıldığına şahit olsam da başka zamanlarda kendilerine vakit ayıramadığım bazı dostlarla tek bir bağ olduğu için Facebook hesabımı açık tuttum. Dünyada milyonlarca insan Facebook ve Twitter’a üye. Her bireyin kendi profilini oluşturmak için farklı spesifik sebepleri olabilir. Bunları ne tartışmanın ne de eleştirmenin gereği var diye düşünürken, geçen hafta Oxford Üniversitesi bilim insanlarının yaptığı bir açıklama, bu konuyu tekrar gözden geçirmeme sebep oldu. Oxford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Baroness Greenfield, bu konu üzerinde kaygıları olan diğer bilim insanlarının sözcülüğünü yaparak basına açıklamalarda bulundu. 30 Temmuz’da yaptığı konuşmasıyla ilgili haberi geçen pazar günü gazetemizden okumuşsunuzdur. Söyledikleri özetle şunlar: “Facebook ve Twitter kullanan gençler, birilerinden sürekli beğeni bekleyen küçük çocuklara benzemeye başladılar. Kendi kendilerine yetemiyorlar. Sayfalarında bir şeyler yayımlayıp sonrada beğenilmiş mi diye 40 defa kontrol ediyorlar. Bu halleri bana 4-5 yaşındaki çocukların ‘Anneee bak nasıl yaptım’ diyerek annesinden ‘Aferin evladım’ deme beklentisini hatırlatıyor. İnternet dostlukları, fikirleri ve hobileri paylaşma amacından çıkıp insanların çocukluktan kaynaklanan psikopatlıklarının tatmin merkezi olmuştur. Aksi takdirde bir insan ne diye ‘Kahvaltıda zeytin yedim’ tarzı bir paylaşıma girer ki? Yüz yüze konuşurken göz teması kuaramayan, Facebook’ta aslan kesilen asosyal gençler türemeye başladı. Bu kişilik krizine bir son verilmeli. Gerçek ilişkiler bu sanal ilişkilerle katledilmemeli. Gençler uyarılmalı.” Prof. Dr. Greenfield bu açıklamalarından hemen sonra Facebook ve Twitter kullanıcılarından gelen agresif mesajlara yine basın aracılığıyla yanıt vermiş: “Bana gönderdiğiniz eleştirileri salim kafayla ve objektif olarak tekrar okuyun ve ne kadar psikopat ya da normal olduğunuza kendiniz karar verin.” İnsan kendisine sunulan her olanağı iyi ya da kötü yolda kullanabilir. Bunu kontrol etmek imkânsız. Geçen hafta İngiltere’de 16 yaşındaki bir gencin, Facebook’tan arkadaşlarının “Sen kimseyi öldüremezsin, nerede sende o yürek” dolduruşuna gelerek kendisini çok seven 15 yaşındaki kız arkadaşını öldürmesi olayı, insanı düşündürüyor. Peki o zaman, bilim insanlarının önerdiği gibi bu sayfalara sınırlamalar mı getirilmeli? Bence hayır! Bugün Twitter ve Facebook kapansa benzer başka sayfalar açılacaktır. Bu tür iletişimlerin tümünü kaldırsanız bu sefer beraber yatıp kalktığımız cep telefonları var. İnsanlar dostluğa, paylaşmaya, sevgiye, takdir edilmeye aç.Modern hayatın götürülerinden dolayı sosyal ilişkilerin ölmesi bizi bu sanal tatmin yollarına itiyor. Bu yollar bazı dostları kazandırırken bazen de kaybettiriyor. Kimileri arkadaş edinmek ya da sadece haberleşmek bahanesiyle sadece ego tatmin ediyor, kimileri gerçek psikopatlar olarak kendisine bu yolla av arıyor. Sonuçta ne olursa olsun birileri, hepimizin duyguları ve amaçları üzerinden ciddi paralar kazanıyor.

Uç görüşlüler Facebook benzeri iletişim gruplarında buluşuyor

İKİ sene önce İngiltere’de “English Defense League” yani “İngiltere’yi Koruma Derneği (EDL)” adıyla Facebook’ta bir sayfa açılmıştı. Derneğin amacı, İngiltere’ye olabilecek her türlü Müslüman göçünü engellemekti. İlk başlarda 50 kişinin üzerine çıkamayan üye sayısı, Norveçli cani Anders Behring Breivik’in katliamından sonra 10 binin üzerine çıktı. EDL Dernek Başkanı Stephen Lennon, üye sayısında artışı zaten beklediklerini ama bunun böylesi bir hazin olaydan sonra gerçekleşmesinin şaşkınlığı içinde olduklarını söyledi. Lennon, dernek üyelerinden hiçbir zaman bu şekilde saldırganlık yapmalarını istemediklerini, ancak bu şekilde fanatik kişileri de engelleyemediklerini sözlerine ekledi. Norveç polisleri yaptıkları araştırmada, Breivik ile EDL arasında herhangi bir bağ olmadığını söylediler. İtalya ve Almanya’da da buna benzer uç görüşlü dindarlar, Facebook’tan başka Twitter, Myspace ve 1000’e yakın benzer iletişim grupları kullanarak gruplaşmaya başlamışlar. Almanya İçişleri Bakanı Hans Peter Friedrich, bu gruplaşmalar için fikirlerini şöyle açıklıyor: “Ben bu şekilde göz önündeki gruplaşmaları, kapalı kapılar ardındaki gruplaşmalardan daha az tehlikeli görüyorum.”


Gazeteciler ve siyasiler YAŞ’ta verilen kareyi yorumladı

O fotoğraf tartışılıyor

Pazartesi günü başlayan Yüksek Askeri Şura toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önceki YAŞ toplantılarının aksine tek başına oturduğu, Genelkurmay Başkan Vekili Org. Necdet Özel’in ise Erdoğan’ın sağında; Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın karşısında yer aldığı fotoğraf karesine gazetecilerden ve siyasilerden farklı yorumlar geldi.

 

İşte o yorumlar:

FATİH ALTAYLI / GAZETE HABERTÜRK GENEL YAYIN YÖNETMENİ

Yanıt internet sitesinde

Dün Habetürk internet sitesi iki fotoğraf koymuştu yan yana ve “İşte demokrasi, işte militarizm” demişti.
Fotoğraflardan birinde Yüksek Askeri Şûra’nın toplantı masasının başında Başbakan Erdoğan tek başına oturuyor, diğerinde ise Başbakan’la birlikte Genelkurmay Başkanı da yer alıyordu.
Habertürk internet sitesine göre ilk fotoğraf demokrasi, ikinci fotoğraf ise militarizmdi.
Şunu baştan söyleyeyim: “Tek bir fotoğraf karesi hiçbir şey ifade etmez.”
Fotoğraf kareleri zamanda donmuş anlardır. Bir daha asla yaşanmayacak.
Gereğinden fazla anlam ifade etmezler. Tek fotoğrafla demokrasi gelseydi şahane olurdu, ama iş ne yazık ki öyle değil.
“Askeri vesayetten gerçekten kurtulduk mu” sorusunun yanıtı bence Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde.
27 Nisan 2007 tarihli “Son günlerde meydana gelen gelişmeler hakkında” başlıklı yazı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin internet sitesinde durdukça “askeri vesayet” bitmiş sayılmaz.
Yeni Genelkurmay Başkanı kim olacak bilmiyorum.
Diyorlar ki, Orgeneral Özel olacak.
Olursa, gerçekten demokrasiye saygılı bir komutan mı olacak, gerçekten askeri vesayet kalkmış mı o zaman göreceğiz.
Yeni Genelkurmay Başkanı eğer “27 Nisan Muhtırası” olarak bilinen o yazıyı Genelkurmay’ın internet sitesinden kaldırtır ve tüm izlerini de silerse ben o zaman, “İşte demokrasiye doğru bir adım daha” derim.
Ve o adım da askerler tarafından atılmış bir adım olur yine.
O yazı orada durduğu müddetçe “İşte…” demek doğru değildir.

AKİF BEKİ / RADİKAL GAZETESİ YAZARI

Asker gözüyle YAŞ fotoğrafı

Genelkurmay karargâhı, yeni duruma kendiliğinden mi uyum sağladı, yoksa bir adaptasyon etkisi icra edildi mi üzerlerinde?

Sivil-asker ilişkileri, yeni bir fotoğraf çektirdi kendine. Bu kareyi, yenik ve muzaffer tarafların ilişkisi şeklinde okumak hatalı. “Askerin yenilgisi, sivillerin zaferi” denilemez oraya yansıyanlar için. Yenilen asker değil, askerciler çünkü. Militarist düşüncenin, askerci siyasanın hezimete uğradığının resmidir o. Yüksek Askeri Şura toplantısındaki yeni oturma düzenini anlamlandırmaya çalışıyor herkes. Bana göre, iki gerçeği parlattı zihinlerimizde. Birincisi, çoğu sivil o fotoğrafı asker gözüyle yorumluyor. Militarist bakış açısından kurtulamıyor sivil görünümlü bazı kafalar. Hiyerarşiyi yüceltmek, askeri altkültürün esaslarındandır. Rütbelerin sıralanışı, şapkaların dizilişi, kimin kime selam duracağı meselesi, dünyanın en mühim meselesidir askerlikte. Fakat sivillere ne oluyor? Askerin kışla düzenini, demokratik toplum tasavvuru ile karıştırıyorlar. Onun için de, dünyaları yıkılıyor bir fotoğrafla. Nedense sivil-asker ilişkilerinde hiyerarşinin siviller lehine yeniden kurulması, kimi sivilleri askerden daha fazla rahatsız ediyor. Buna ‘askercilik hastalığı’ diyoruz. O fotoğrafın ortaya çıkardığı ilk gerçek budur. Militarizm, sinsi bir şekilde gelip en demokrat bildiğimiz zihinlere dahi yerleşiyor. Bu illetten kısa zamanda kurtulmaları için çareler arayıp bulmalıyız. İkincisi, o fotoğrafın nasıl oluştuğu önemli. Genelkurmay karargahı, yeni duruma kendiliğinden mi uyum sağladı, yoksa bir adaptasyon etkisi icra edildi mi üzerlerinde? Edindiğim izlenim, açık bir direktif verilmese de toplantıda Başbakanlık protokolünün uygulanması için karargaha lisan-ı münasiple dışarıdan telkin yapıldığı şeklinde. Bunun üzerine, Başbakan ve Genelkurmay başkanlarının eşbaşkan gibi eşit oturdukları masa düzeni gitti, yerine askerin anladığı dille ast-üst ilişkisine daha uygun bir düzen geldi. Başbakan Erdoğan, masanın başında yalnız oturuyor artık. Eski YAŞ toplantılarından alışık olmadığımız bu değişim, kendiliğinden olmadı. Yine de, askerin ayak uydurmakta zorlanmadığını görüyorum. Çünkü, askere rağmen de olmadı. Eskisi, kışlanın siyasallaşmasından kaynaklanan zorlama bir teamüldü. Devlet idaresinde askeri asker olarak konumlandıran bu yenisi, askeri usullere de askerlik mesleğinin doğasına da, en az demokratik ilkeler kadar uygun. Emir-komuta zincirinde iki başlılığı asla kaldırmayacak bir meslek varsa, o da askerliktir. Eski YAŞ fotoğrafları, çift başlılık görüntüsü veriyordu. Sivil otoritenin askeri olana üstün gelmesi, aralarındaki ilişkide kafa karışıklığını ortadan kaldırdı. Asker, kime tekmil verip kimden emir alacağını net olarak bilecek bundan böyle. Sorun, askerci sivillerin göz aşinalığında. İntibak sağlamayı bırakın, dalgın ve hülyalı ve yadırgayan gözlerle bakıyorlar o karelere. Askeri altkültürün kodlarıyla düşünenler için hazmı hayli zor bir durum olduğu muhakkak. O fotoğrafa bakıp bakıp, “Türkiye ordusunu kaybetti” diye iç çekiyorlar. İlk şoku atlattıktan sonra, suçlu aramaya başlayacaklar. Kurtarıcı güvence olarak bel bağladıkları komutanları, beceriksizlikle suçlayacaklar önce. Sivil otoriteyi alt etmeyi becerememiş oldukları için. Halbuki, yüksek bürokratlar için istifa, görüş ayrılığı hallerinde kurallı bir davranış, meşru bir hakkın kullanımı. Siyasi iradeyi suçlayacaklar. Sandıktan aldığı ‘karar verme’ görev ve sorumluluğunu ihmal etmemek, hükümetin en büyük kabahati olacak. Ama bir tek CHP’nin günahları gelmeyecek bu neo-militaristlerin aklına. Askerin, CHP seçmeninin yegâne umudu haline gelişine sebep olanları hiçbir zaman suçlamayacaklar. AK Parti’nin alternatifi olarak askeri gören ve gösterenler, yaşadıkları derin hayalkırıklığından kendilerini asla mesul tutmayacak.

UMUR TALU / GAZETE HABERTÜRK YAZARI

Ben biraz farklı düşünüyorum

Elimizde iki tarif oldu:

1. Militarizm: Herkesin haddini bilmesi, bildirilmesidir.

2. Demokrasi: Herkesin yerini bilmesi, bildirilmesidir.

Birinci paşa, başbakan yanındaki koltuğa yerleşirse, militarizm olur…

Yana çektiğinde koltuğu; masa başında başbakan tek başına oturduğunda ise demokrasi.

 

***

 

Militarizm sinirinden demokrasi sınırına yolculuğumuz 80 küsur yıl.

Fakat, vardığımız yer ne militarizmin sonu, ne demokrasinin son durağı.

Bir yolculukta garip yolcular, bir handa huzursuz hancılarız.

Bir aşığın hüzünlü sazıyla sorabiliriz:

Herkesin haddini bildirmek bitti mi…

Herkesin yeri belli mi?

 

***

 

Milleti, Meclis’i, seçilmişleri aşağılayan “Paşalık” tedrisatı mektepte, kıtada yapar.

Paşalık hanedanlık değildir, ama cumhuriyetin ilgasını vaat ettiği unvan ve imtiyazın daniskasıdır.

Muhtemelen kendileri de yoksul, orta halli aile çocukları olan “askeri erkân”, bu “kibir ideolojisi” şevkini de, gücünü de emrindeki itirazsız yüz binlerce yoksul çocuk ve güçsüz kılınmış asttan alır.

Ast-üst ilişkisi, “askerlik”in sevk ve idaresi ötesinde, “Alt ile Üstün” ilişkisi idrak edilir o ideolojide.

Bir rütbeli bunu ancak kalbiyle, vicdanıyla, insanlığıyla aşabilir. Apoletiyle değil!

Yoksa bütün tarih bilinci, askerlik bilgisi, insanlık görgüsü, bütün imtiyaz kültürü ve zümre egemenliği daha askeri okulda inşa edilir.

Önce alttaki sınıfları, önce sınıfındaki zayıfları ezmeyi…

Sonra, daha gencecikken, kendinden kıdemli, daha yaşlı, daha emekçi astsubay, uzman, sivil memur, erat ne varsa, onlara hükmetmeyi öğrenir. Onlardan da bir altındakini ezmesi beklenir ki, bu ezme ezilme meşru ve yaygın olsun!

Esasen tüm milletin geçirildiği dini ya da laik eğitimlerin en hası, en derini, en köklüsü, en silahlısı, en rütbelisi, en açık seçik had ve yer tayinlisi!

 

***

 

 “Milletin ordusu” vardır, bir de “millet ordusu”.

“Asker millet”e hükmetmenin tatbikatı, “milletin askeri”ne, yani toplumun genellikle orta ve altından gelen profesyonel veya tertip askerlere tahakkümle tahkim edilir!

 

***

 

Yıllardır, “herkesin bildiği bu sır”rı yazıyorum.

Kimi subay düşmanlığı, kimi ordu düşmanlığı, kimi takıntı sandı. Oysa daha derindi.

Militarizm, otorite, tahakküm düşmanlığı… Elbette!

Yalancı cumhuriyet, sahte demokrasi ile devlet hukukundan ve güçlü tahakkümünden sıyrılmanın bir harbi kaynağı orada çünkü.

Erkeğin kadını ezmesinin, babanın çocukları dizmesinin, patronun, amirin çalışanları sindirmesinin bir beşiği de, “asker millet” denen, esasta “asker erkek” olan, orada boyun eğme eğdirmeyi, rütbesinin imtiyazı yoksa erkeğin imtiyazını talim eden, ama had bilip bildirmeyi de öğrenen milyonlarca erkek üstüne yapışmış “militer kültür.”

Okulun, ailenin, iş yerinin; siyaset, bürokrasi, polis ve devletin de içine battığı militer genel kültür!

Bu militer kültür öyle “paşa poposu”nu kenara ittirmekle bitse, ne ala!

Ama bizatihi ittiren zihnin orta yerinden de, belki tramvay gibi, belki duble yol, belki tüp geçit, belki metro, hızlı tren gibi “militer kültür, militarist ruh, komuta ve tahakküm hevesi, üstünlük egosu, kibir kervanı” geçiyorsa…

Yani, problem olur, bir problem de odur Kazım!

 

***

 

O yüzden, baştaki iki tarif birbirine çok ters değil; militarizm siniri ile demokrasi sınırı çok uzak değil!

Militarizm lügatinden “had ve yer bilmek, bildirmek” demokrasi idealinin ruhuna aykırıdır; sadece güçlüler arasındaki güç paylaşımında değil; asıl, güçlülerin güçsüze çakışındaki temel alfabe olduğu için.

Çakma piyasa demokrasisinin nice patronu da, siyaset ve devlet sahnesinin nice sarı demokratı da, şimdi hak hukuk gak guk diyen nice paşa da, insanlara tam da bu ikisiyle hitap eder hep:

Haddini bil… Yerini bil!

Haddi değil… Yerine geç!

Hazır ol… Ben buyurursam rahatlarsın!

 

***

 

İnsanları vuran, kahreden sadece “Silahın Kibri” olsaydı keşke…

Bir de “Kibrin Silahı” var!

Yerini bildirdiğinizi düşündüğünüz “büyük askerler”,  her gün yüz binlerce “küçük asker”e haddini bildirmeye devam edecek mi?

Sizin yer bildiren demokrasinizde; alttakine, aşağı sayılana, güçsüze, itirazı olana, farklı düşünen, farklı inanan herkese yeri ve haddi bildirilecek mi?

Kritik eşik odur.

O eşikte eşek yerine konmaktan hoşlanmak ya da hoşlanmamak:

Mesele biraz budur!

ERTUĞRUL ÖZKÖK / HÜRRİYET GAZETESİ YAZARI

Evet, Yüksek Askeri Şûra’nın o fotoğrafı, demokratik açıdan estetik bir fotoğraftır.
Eğer o fotoğraftan aldığımız haz samimiyse, şimdi sıra insan karakterinde de aynı estetiği umut etmektir.
Bu karaktere demokratik rötuş nasıl mı yapılabilir?
Çok basit. Küçümseyen, aşağılayan, alay eden o zihniyeti ayıplayarak.
Bir de adalet, çoğulculuk ve kuvvetler ayrılığı prensiplerine sımsıkı sarılarak…
Tabii bir de, bir silahlı gücün hukuksuzluğu yerine, başka bir silahlı gücün hukuksuzluğunu koymayarak.

MUSTAFA ÜNAL / ZAMAN GAZETESİ YAZARI

YAŞ 2011’in fotoğrafı

Unutulmaz fotoğraf kareleri vardır, tarihin hafızasına kazınan.

İşte onlardan biri: YAŞ 2011 fotoğrafı. Yıllar geçse de hatırlanacak. Masanın başında Başbakan Erdoğan, hemen sağında Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Özel. Solunda ise Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz. Şûranın diğer üyeleri de masadaki yerlerini almış.

Nereden bakılırsa bakılsan olağanüstü bir görüntü ve Türkiye’nin alışık olmadığı fotoğraf karesi bu… Kanunda başbakanların Yüksek Askerî Şûra toplantılarına başkanlık ettiği yazar. Ancak hemen yanlarında adeta bir ‘eş başkan’ gibi genelkurmay başkanları oturur. Bugüne kadar tüm YAŞ fotoğrafları ‘ikili başkan’ görüntüsünü yansıtıyordu.

…..

2011 YAŞ’ının fotoğrafı aslında bir zorunluluktan… Asaleten atanmış Genelkurmay Başkanı yok çünkü. Işık Koşaner’in boşalttığı koltuğun asili yok, vekili var. Necdet Özel bugün yarın atanacak. Vekil sıfatıyla Özel Başbakan’ın yanına oturabilirdi. Bunu kimse de yadırgamazdı.

Zorunluluk etken ancak yeni masa düzeni kendiliğinden değil, Başbakanlık’tan giden mesaj üzerine oluştu. Ancak niye kalıcı olmasın? Türkiye bu fotoğrafı sevdi çünkü. Normalleşmenin resmi olarak gördü. Demokratikleşmenin doğal sonucu olarak değerlendirdi. Yasa da YAŞ başkanının, başbakan olduğunu söylediğine göre yeni masa düzeninin sürekli bu şekilde olması gerekmez mi?

….

Sonuçlarını henüz öğrenemesek de YAŞ 2011’i en iyi o fotoğraf anlatıyor. Büyük ihtimalle kararlar da o tarihî fotoğrafın yansıması olacak.

YAVUZ DONAT / SABAH GAZETESİ YAZARI

Fotoğraf

Görüntü mü daha önemli yoksa içerik mi?.. Yüksek Askeri Şûra toplantısının başında çekilen fotoğrafın “haber değeri”, Şûra toplantısından daha mı fazla?
Oysa fotoğraf son derece “normal.”
Mademki Şûra’nın başkanı “Başbakan.”
Öyleyse “masanın başında tek koltuk olur.”
Ona da “Başbakan oturur.”
“Mevzuat”
bunu gerektirir.

***

Bu “son fotoğraf” normal olduğuna göre…
Demek daha önceleri “anormal bir durum” vardı.
Toplum yıllarca “2 başkanlı Şûra izlenimi veren fotoğrafları görmeye” alışık olduğu için de…
Anormallik “teamül” haline gelmişti.
Adeta “kurumsallaşmıştı.”

***

“Yeni fotoğraf” normalleşmenin fotoğrafı.
“Olması gereken” oluyor, hepsi bu.
Keşke çok daha önce olsaydı.


Emniyet güçleri, eski Galatasaray Başkanı Adnan Polat’ın Mecidiyeköy’deki ofisinde arama yaptı.

 

İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’ne bağlı ekipler, Galatasaray Florya Tesisleri, Bülent Tulun’un evi ve Türk Telekom Arena’nın yanısıra, eski Galatasaray  Başkanı Adnan Polat’ın ofisinde de arama yaptı.

Öte yandan Adnan Polat’ın ifadesinin de alınacağı öğrenildi.