‘Güncel’ Kategorisi için Arşiv


İSTANBUL’da, Eskişehir’de ve ülkenin birçok bölgesinde “yaşanan-yaşatılan-tezgâhlanan” oyuna detaylı bakınca ve en önemlisi “nasıl başarıya ulaşamadan yarım kaldığını analiz edince” son “3 yıl içinde çökertilen yerleşik yapının” ne olduğunu daha iyi anlıyorum…

Ergenekon soruşturmasından başlayarak diğerlerine uzanan süreçte “yerleşik dinamik” çökertilmese ve/veya “iş yapamaz” hale getirilmeseydi, çok net ve kesin söylüyorum; TÜRKİYE bugün “Türk-Kürt denklemi üstüne kurulmuş” bir iç savaşı yaşıyordu. Sokaklar kan gölü, insanlar cadı avında, ülke içinden bölünmüş ve “Yugoslavya modeline” giden bir yapıya dur demek için “DEMOKRASİ RAFA KALKMIŞTI”! Her Türk vatandaşının bu gerçeği bilmesi ve nasıl bir “tezgâha” DUR dendiğini çok iyi anlaması gerekli!

Bu yazıya “asla olmaz” diyenler hemen arkasından şu cümleyi ekleyecekler: “Bulunan 50 el bombasıyla, 15 lav silahıyla darbe mi olurdu, ne soruşturması!..”

Sevgili dostlar, herkesin dikkatle anlaması gereken detay da burada gizli. O “birkaç parça silah darbe yapıp, yönetime o silahların gücüyle el koymak için yetmezdi ama 500-1000 kişiyi öldürmeye ve arkasından korkunç bir iç savaşı başlatacak süreci ateşlemeye” yeter de artardı! Büyük tezgâh asla “doğrudan darbe üstüne” kurulmadı, “darbe olması gereken ortamı sağlamak” ve TSK’yı içeriye çekerek “demokrasiyi katlettirmek” üstüne planlandı!

Ergenekon soruşturmasında adını duyduğunuz onlarca dernek “iç savaş sürecini” sağlamak için “kurulan yapının” uzantılarıydı ve “dış-iç yerleşik yapı” tarafından ya tahrik edildi veya doğrudan kurduruldu! Bu “kurulum” ortaya çıkartılmadan çok kısa bir süre önce şöyle bir istihbarat artık her yerde konuşulur hale gelmişti: “Orta Anadolu’da köylülere silah dağıtılıyor, terörün tavan yaptığı bir dönemde, Orta Anadolu’da tek tük olan Kürt yoğunluklu köylere halkı saldırtacaklar.” Konuşturularak “açık” hale getirilmesinin tek bir amacı vardı; taraftar toplamasını sağlamak…

Sonuç: Son bir hafta içinde İstanbul’da ve Eskişehir’de yaşananları görünce, “Ergenekon başta olmak üzere bu soruşturmaları kendi canlarını tehlikeye atarak yapanlar” olmasa, acaba şimdi “NE YAŞIYOR OLACAKTIK” sorusunu soruyorum! Ne olacaktı biliyor musunuz; Türkiye’nin tamamı Zeytinburnu ve Eskişehir gibi olacaktı! Biri sizin çocuğunuzun canına kıymaya çalışıyor, siz de onu korumak için başkasına kastediyor olacaktınız!

Son söz: Türkiye uzun süredir planlanan “uçurumun kenarından” DÖNDÜ ve sağlam bir yapıya doğru hızla yol alıyor. Ortaya çıkanları ve çıkanlardan yola çıkarak uzantıları tahmin edince “yerleşik yapının” ne kadar güçlü dönemler geçirdiğini ve Türkiye ile “nasıl oynandığını” çok iyi görebiliyorum. Bu gerçeği, Türkiye’mizin “nereden nereye” geldiğini ve YAPILANIN NE KADAR BÜYÜK bir HAMLE olduğunu bütün Türk vatandaşları görmeli. Görmeli ki; AYNI KURULUM bir daha yapılamasın!

Önemli NOT: Bu yazının amacı, bu soruşturmalar kapsamına girenler “kesin suçludur” demek asla değil! Aksi ispat edilene kadar herkes MASUMDUR. Amacım olayın özünü anlatmak ve “neyin önüne”, kimlerin, nasıl geçtiğini ortaya koymak!

‘Gaza geldim, ben de katıldım’ diyenler iyi okusun!

BİRİ diyor ki; olay vardı, ben de koştum, katıldım, bu ülkede yeter artık bu Kürtlerin yaptığı…

Hey arkadaşım, ne yaptığının farkında mısın! Gaza geldim de yaptım dediğin “halkı ayrıştırmak, kin ve düşmanlığa sevk etmek” özüyle anlatılacak eylemin “katılımcısı” olmanın suçu 15 yıl, eylemi planlamak ve liderlik etmenin suçu ömür boyu hapis! Bana inanmıyorsan aç CEZA kanunlarımıza bak!

Sevgili dostlar, son olaylarda “Biz de yaptık, ne var” diyenlere, bunun böyle olmadığı YARGI makamı tarafından çok iyi anlatılmalı! Anlatılmalı ki; kullanılanlar, gaza gelenler ve akıllarınca çözüm bulanlar, haddini bilsinler, akıllarını başlarına alsınlar! Ülkede kardeş kanı dökmeye teşebbüs asla “holiganizm” gibi algılanamaz ve YASA ne diyorsa yani “15 yıl ile müebbet arasında” cezasının olduğu “örnek” olabilecek CEZALAR ile Türk halkına gösterilmelidir. Bir Türk vatandaşı asla diğerine “etnik, kültürel, bölücü ve yıkıcı” nedenlerle “saldıramaz”, saldıranlara iştirak edemez, teşebbüs bile edemez!
Sonuç: Maça gider gibi “iç savaş provokasyonlarına” katılanlara sesleniyorum: 15 yıldan başlıyor, ömür boyu hapis cezasına kadar gidiyor! Aklınızı başınıza alın!

Reklamlar

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’dan bugün piyasaları rahatlatan çok önemli açıklamalar geldi. Yapılan kritik açıklamaların ardından dolar/TL kuru hızla geri çekilirken, borsadaki yükseliş hız kazandı. Sepet kur ise tekrar 2 lira seviyelerine geriledi.
Bu iyimser havanın gün sonuna kadar devam etmesi hisse senetleri piyasasında alımları hızlandırırken, dövizin yüzde 1’in üzerinde gevşemesini sağladı. Son günlerdeki aşırı ısınma nedeniyle tansiyonu yükselen piyasa, böylece rahat bir nefes almış oldu.

Saat 17:30’da kapanışını gerçekleştiren İMKB’de yüzde 2.20’lik bir artış kaydedildi (62.530). Dolar hızla geri çekilirken şu sıralar TL karşısında yüzde 1’in üzerinde değer kaybıyla 1.6740’tan işlem görüyor. Euro ise yaklaşık yüzde 1.5’lik kayıpla 2.40 liranın altına geldi. 

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, bugün bankanın idare merkezinde düzenlediği basın toplantısıyla ”Enflasyon Raporu”nu açıkladı.  Başçı, 2011’in ikinci çeyreğinde dünyada büyümenin yavaşladığını, aşağı yönlü risklerin belirginleştiğini söyledi. Gelişmiş ve gelişen ülkelerde büyüme rakamlarının ayrışmaya devam ettiğini kaydeteden Başçı, yeni politika yaklaşımlarında önceliklerinin fiyat istikrarı olduğunu ama finansal istikrarı da gözettiklerini kaydetti.

Enflasyon tahminlerini de aktaran Merkez Bankası Başkanı , 2012 sonu enflasyon tahminlerinin orta noktası yüzde 5.2 olmak üzere yüzde 3.5 ile yüzde 6.9 arasında olacağını söyledi.

Erdem Başçı, tahminlerini üretirken petrol fiyatlarına ilişkin varsayımlarını 115 dolar olarak koruduklarını, 2011 yılı sonunda gıda enflasyonu varsayımını yüzde 7,5 düzeyinde tuttuklarını belirtti.

Tahminlerini oluştururken, maliye politikasının bir miktar sıkılaştırılacağını varsaydıklarını ifade eden Başçı, kredi büyümesinin yıllık yüzde 25 düzeyine indiği, politika faizinin de yıl sonuna kadar sabit kaldığı bir çerçeveyi esas aldıklarını söyledi.

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, 2011’in ikinci çeyreğinde dünyada büyümenin yavaşladığını, aşağı yönlü risklerin belirginleştiğini, gelişmiş ve gelişen ülkelerde büyüme rakamlarının ayrışmaya devam ettiğini kaydetti.

“SERT İNİŞ RİSKİ YOK”
Son günlerde sıçka tartışılana ‘ekonomide sert iniş olup olmayacağı’ konusunu da değerlendiren Başçı, “Sert iniş riski görmüyoruz. Merkez Bankası olarak ‘ani duruşa’ hazırlık yapıyoruz” dedi.

“TL DEĞERLİ DEĞİL”
TL’deki değer kaybına da değinen Başçı, ”Türk Lirası aşırı değerli değil, hiç kimse aşırı değerli olduğunu iddia edemez. TL’nin cari açığa yapabileceği azami katkıyı da biz yaptığını düşünüyoruz” dedi.
Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, TL’nin daha fazla değer kaybetmesinin enflasyon üzerinde arzu edilmeyen katkıları olabileceğini bildirerek, ”TL’nin cari açığa yapabileceği azami katkıyı da biz yaptığını düşünüyoruz. Kurlarla ilgili taahhüt verildiğinde başımıza neler geldiğini gördük. Bugün için gerçekten şunu başardık. TL üzerinde ilave bir değerleme baskısı kesinlikle şu anda yok. Bizim benzediğimiz ülkelere göre TL, yüzde 20’nin üzerinde nisbeten daha az değerli durumda. TL değerli değil” dedi.

“TÜRKİYE’DE DURUM ÇOK İYİ”
Türkiye’de gidişatın çok iyi olduğunu aktaran Başçı, “Aşırı ısınma riski görmemiştik. Şimdi de sert iniş riski görmüyoruz” dedi.
Son günlerdeki döviz hareketlerini de değerlendiren Başçı, şunları aktardı:
“Dövizde fazla pozisyondayız. Reel sektör şirketlerinde açık pozisyon riski yok. Hanehalkının pozisyon riski bulunmuyor. Döviz kuruyla ilgili dikkat ettiğimiz tek konu enflasyonda baskı oluşturmaması.” Türkiye’nin döviz pozisyonuyla ilgili sıkıntısı olmadığını ifade eden Başçı, Türkiye’nin hiçbir şekilde dalgalanma korkusu olmadığını ifade etti.

FAİZ ARTIŞ İHTİMALİ!
Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, sorulara verdiği yanıtlarda, faiz artışında şu an ihtimalin 3 ay önceye göre azaldığını, ilave faiz artışı ihtiyacı görmediklerini ama faizi de bir araç olarak mutlaka bulundurmaları gerektiğini söyledi. Başçı, enflasyon tahmini yaparken de yıl sonuna kadar faiz artışı öngörmediklerini vurguladı.

Erdem Başçı, bundan sonra alınacak tedbirlerin stok üzerinden, daha az maliyetli olacağını, bankacılık sektörüne ek maliyet getirmeyeceğini de söyledi.

“TEĞET BİLE GEÇMEYECEK” AÇIKLAMASINA YORUMU…
MB Başkanı, Başbakan’ın ‘Teğet bile geçmeyecek’ açıklamasını ise olumlu buldu.

Erdem Başçı, bundan sonra alınacak tedbirlerin stok üzerinden, daha az maliyetli olacağını,bankacılık sektörüne ek maliyet getirmeyeceğini de söyledi.

CARİ AÇIK BEKLENTİSİ
Başçı, cari açığın Uluslararası Para Fonu (IMF) tahmininden daha düşük olmasını beklediklerini, yıl sonunda cari açığın gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranının çift haneyi bulmayacağını söyledi.

BDDK’NIN ALDIĞI TEDBİRLER
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) son dönemde aldığı tedbirlerle maliye politikasındaki sıkı duruşun da uyguladıkları politika bileşimini destekleyerek iç ve dış talebin dengelenmesine katkıda bulunduğunu dile getiren Başçı, şöyle devam etti:

”Uyguladığımız politikaların bir yansıması olarak, yılın ikinci çeyreğinde Türk lirasının değeri benzer grupta yer alan ülkelerden arzu edilen doğrultuda ayrışmaya devam etti. Bu durum, diğer kurumlarca alınan eşgüdümlü tedbirlerle birlikte, iç ve dış talebin dengelenmesine katkıda bulunmaktadır. Nitekim, yılın ikinci çeyreğine dair açıklanan öncü verilere baktığımızda reel olarak ithalattaki yükseliş eğiliminin durduğunu ihracatın ise artmaya devam ettiğini görüyoruz.

Bankamızın ve BDDK’nın aldığı tedbirlerle yılın ikinci çeyreğinde kredi koşullarının sıkılaşmaya devam ettiğini gözlemledik. Her ne kadar kredilerin yıllık artış hızı henüz finansal istikrar açısından makul bulduğumuz oranlara inmiş olmasa da süregelen sıkılaştırmanın gecikmeli etkileriyle kredi kullanımının ivme kaybetmeye devam edeceğini tahmin ediyoruz. Yakın dönemde tüketici kredisi faizlerinde belirgin bir artış gözlemlemekteyiz. Bütün bu gelişmeler sonucu, uygulanan politikaların etkilerinin yılın ikinci yarısında giderek belirginleşeceğini tahmin ediyoruz.”

ENFLASYON VE PARA POLİTİKASI GÖRÜNÜMÜ
Yılın ikinci çeyreğinde enflasyonun dalgalı bir seyir izleyerek yüzde 6,24 düzeyine yükseldiğini, bu artışın büyük ölçüde ithalat fiyatlarının birikimli yansımaları, gıda fiyatlarındaki artışlar ve baz etkisi gibi unsurlara atfedilebileceğini belirten Başçı, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki aşırı oynaklığa bağlı olarak aylık frekansta enflasyonda beklentilerinin de üzerinde bir dalgalanma olduğunu, ancak Haziran ayı itibarıyla Nisan Enflasyon Raporu‘nda öngördükleri düzeye oldukça yakın bir noktada olduklarını bildirdi. Başçı, diğer bir ifadeyle; tahminlerinin başlangıç noktasını güncellemelerini gerektirecek bir gelişme olmadığını bildirdi.

TAHMİN ÇERÇEVESİ
Tahminlerini oluştururken 2011 yılı ve sonrası için petrol fiyatlarına dair varsayımlarını varil 115 ABD Doları olarak koruduklarını, vadeli piyasalardaki emtia fiyatlarını referans alarak oluşturdukları ithalat fiyatları varsayımlarında da belirgin bir güncelleme yapmadıklarını bildiren Başçı, şunları kaydetti:

”Ayrıca, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki oynaklığa rağmen, çeyrek sonu itibarıyla gıda fiyatlarının öngördüğümüz değerlere çok yakın gerçekleşmesi nedeniyle, 2011 yıl sonu ve sonrası için gıda enflasyonu varsayımımızı yüzde 7,5 düzeyinde tuttuk. Maliye politikası tarafında ise önümüzdeki dönemde kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması yasası kapsamında elde edilen gelirin büyük bir bölümünün kamu borcunun azaltılmasında kullanılacağını, dolayısıyla maliye politikasının bir miktar sıkılaştırılacağını varsaydık. Faiz dışı harcamaların milli gelire oranının sınırlı ölçüde gerilediği, kamu borcunun milli gelire oranındaki düşüşün sürdüğü, risk priminde ise önemli bir değişim olmadığı bir çerçeveyi esas aldık.”

Kredi büyümesinin, bir arada uygulanan birçok politikanın net etkisinin değerlendirilmesi açısından önemli bilgiler sunduğunu da belirten Başçı, kredilerin yıllık büyüme hızının 2011 yılı sonunda yüzde 25 düzeyine indiği, politika faizinin ise yıl sonuna kadar sabit tutulduğu varsayımıyla enflasyonun, yüzde 70 olasılıkla, 2011 yılı sonunda orta noktası yüzde 6,9 olmak üzere yüzde 5,9 ile yüzde 7,9 aralığında gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini, yani yıl sonu enflasyon tahminlerinin orta noktasının değişmediğini bildirdi.

MALİ DURUŞ
Para politikası stratejilerini oluştururken maliye politikasına ilişkin gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceklerini vurgulayan Başçı, mevcut konjonktürde iç ve dış talep arasındaki ayrışmaya bağlı olarak artan cari açığın getirdiği risklerin sınırlanması bakımından mali disiplinin sürdürülmesinin önemini koruduğunu vurguladı.

Başçı, gerek kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması yasası kapsamında elde edilen kaynağın gerekse güçlü seyreden iç talebin sağladığı ek gelirlerin tasarruf edilmesinin, fiyat istikrarına ve finansal istikrara dair riskleri azaltacağı gibi mevcut politika bileşiminin etkinliğini de artıracağını söyledi.

”Bu çerçevede Rapor’da baz senaryoda yer alan enflasyon tahminlerini oluştururken ek bütçe gelirlerinin büyük oranda tasarruf edileceğini varsaydık” diyen Başçı, şunları kaydetti:

”Mali duruşun söz konusu çerçeveden belirgin olarak sapması ve bu durumun orta vadeli enflasyon görünümünü olumsuz etkilemesi halinde para politikası duruşunu da güncellememiz söz konusu olabilir. Önümüzdeki dönemde fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesine odaklanmaya ve finansal istikrarı gözetmeye devam edeceğiz. Bu süreçte Bankamız ve diğer kurumlarca finansal istikrara yönelik alınan önlemlerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini de dikkatle değerlendireceğiz.

Orta vadede mali disiplinin sürdürüleceğine dair taahhütlerin yerine getirilmesi ve yapısal reform sürecinin güçlendirilmesi, ülkemizin kredi riskindeki göreli iyileşmeye katkıda bulunarak makroekonomik istikrarı ve fiyat istikrarını destekleyecektir. Mali disiplinin devamı aynı zamanda para politikasının hareket alanını genişletecek ve faizlerin düşük düzeylerde kalıcı olmasını sağlayarak toplumsal refah artışına katkıda bulunacaktır. Bu çerçevede, Orta Vadeli Program’ın ve Avrupa Birliği müktesebatının gerektirdiği yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi konusunda atılacak adımlar büyük önem taşımaktadır.”
KAYNAK: http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/652464-patron-el-atti

Kredi kartı kullananlar dikkat!

Yayınlandı: 29 Temmuz 2011 / Güncel

Yargı bu defa banka haklı dedi!

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, kredi kartı üyelik ücretinin ödenmemesi halinde bankanın kredi kartını kullanıma kapatmasını hukuka uygun bularak, ‘‘bankaların gördükleri hizmetin uygun bir karşılığını kart kullanıcılarından istemesinin hakkı olduğuna” hükmetti.

İzmir’de yaşayan bir kişi, 1997 yılından beri kullandığı kredi kartının Ekim 2008 tarihli faturasına yansıtılan 45 TL’lik üyelik ücretinin iptali için Konak Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığına başvurdu. Kredi kartı veren banka da kart sahibini arayarak, ”üyelik ücreti vermediği takdirde kartın kapatılacağını” bildirdi.

Kart sahibinin ücret ödemeyi kabul etmemesi üzerine banka, kredi kartını kullanıma kapattı, bunun üzerine de kart sahibi, İzmir 2. Tüketici Mahkemesi‘ne başvurarak, kartın kullanıma açılması ve bankanın bin TL’lik manevi tazminata mahkum edilmesi istemiyle dava açtı.

İzmir 2. Tüketici Mahkemesi, ”bankanın hizmet sağlamaktan haklı bir sebep olmaksızın kaçınamayacağı” gerekçesiyle kredi kartının kullanıma kapatılması işleminin iptaline, manevi tazminat talebinin de reddine karar verdi.

Yerel mahkemenin kararının, davacı kart sahibi ve davalı banka tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nce görüşüldü.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, kart sahibinin manevi tazminat talebinin reddedilmesine yönelik temyiz istemini reddederek, bankanın temyiz incelemesini görüştü. Daire, yerel mahkemenin kararını davalı banka yararına bozdu.

Daire, bankanın, kart sahibini arayarak, ”üyelik ücreti ödemediği takdirde aralarındaki üyelik sözleşmesini feshedip kredi kartını kullanıma kapatacağını” ihtarında bulunduğuna işaret etti.

”Bankalar kar amacıyla kurulan müesseselerdir. Bu yüzden gördükleri hizmetin karşılığını da isteyebilirler. Bankalar gördükleri hizmetin uygun bir karşılığını isteme hakkına sahiptir” denilen kararda, kredi kartı hizmetinin banka için riski bulunduğu gibi maliyeti de olduğunu vurgulandı.

”Bankanın kredi kartı maliyetini kredi kartı kullanıcılarına yansıtmasının doğal olduğu” belirtilen kararda, şunlar kaydedildi:

”Bankalar bu ücreti kart kullanıcılarından istediklerinde, bunu ödemeye yanaşmayan kişilerle sözleşme yapmaya zorlanamayacakları gibi, mevcut sözleşmeleri de bundan sonra sürdürmeye zorlanamazlar. Taraflar arasında mevcut sözleşme hükümlerine göre davalı bankanın davacıdan üyelik üyelik ücreti isteminin kabul edilmemesi nedeniyle sözleşme özgürlüğü çerçevesinde aralarındaki sözleşmeyi feshetmeyi ve kredi kartını kullanıma kapatmasına engel bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.”
AA

 

KAYNAK: http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/652567-kredi-karti-kullananlar-dikkat

 


Beyoğlu Belediyesi, tartışmalara neden olan “işgaliye”operasyonuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

Belediyeden yapılan açıklama şu şekilde: “Beyoğlu’nda belediyemizin, işgaliyelerle ilgili başlattığı uygulama, Medeniyetler Sahnesi olan Beyoğlu’nun, bu mirasını güçlendirmek, kamu yararını korumak için zorunlu olarak başlatılmıştır. Beyoğlu’nda, işgaliye uygulamasından yararlanan işletmecilerin, haksız, sınırsız, ticari ve toplumsal etiğe uymayan yöntemlerle çalışmasına müsaade edilmesi beklenemez.

Bu işletmecilerin, müşterilerini, haksız kazançlarının canlı kalkanı yaparak, kamu düzenini bozması kabul edilebilir değildir. Beyoğlu’ndaki gelişim ve yükselişin devam etmesi için, uygulama bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır.

İşgaliyeden kaynaklanan sıkıntıları yaşayan vatandaşlarımız, uygulamayı büyük bir memnuniyetle karşılamakta ve desteklemektedir.

Konu, soru, cevap ve belgelerle aşağıdadır. Bu açıklama, oluşturulan kasıtlı bilgi kirliliğine karşı zorunlu olarak düzenlenmiştir.

1- İşgaliye nedir? Ne değildir?

Öncelikle şu ifade edilmelidir ki işgaliye bir kira sözleşmesi değildir. Geçici kullanımı ifade eder. Belediyeye ait mekânların hak tesis etmeyecek şekilde ilgilisine geçici olarak kullandırılmasıdır. Ayrıca, işgaliyeler ilgilisine kullandırıldıktan sonra ücretlendirilirler. Geleceğe yönelik tahsilât yapılmaz. Beyoğlu belediyemiz, Beyoğlu’nun birçok sokağında ekonomik hayatı canlandırmak adına işletmelerimize işgaliyeyi isteyerek ve bilerek vere gelmiştir.

KADİR TOPBAŞ’IN ‘MASA OPERASYONU’YLA İLGİLİ AÇIKLAMASI İÇİN TIKLAYINIZ

2- Beyoğlu’nda işgaliye nerelerde var?

Belediyemizin, sokaklarımızdaki ekonomik hayatı daha canlandırmak için, işgaliye uygulaması yaptığı onlarca sokak bulunmaktadır. Asmalımescit, Cihangir, Şişhane, Galata, Kasımpaşa, Kızılay Meydanı gibi bölgeler bu uygulama sayesinde daha da güzelleşmiş ve gelişmiştir.

Beyoğlu Belediyesi’nin işgaliye uygulaması yaptığı Talimhane, Şişhane, Galata gibi pek çok noktada uygulama başarıyla devam etmektedir. Özellikle sigara yasağının başlamasından sonra işletmeler, sandalye ve masa izinlerini ihlal etmek ve izinsiz, kuralsız, düzensiz bir şekilde işgal ettikleri alanı artırmak için yarışa girmişlerdir. Bölge sakinlerinin yaya ve araçla bir yerden bir yere ulaşması adeta imkânsız hale gelmiştir. İşletmelerle işletmeler, işletmelerle müşteriler, müşteri ve işletmelerle yayalar arasında sürekli sürtüşme ve kavgalar oluşmuş, bu sokaklarımızda kaos önlenemez bir şekilde yükselmiştir. Asmalımescit’teki işletmeler uygulamayı ve belediyemizin gösterdiği toleransı istismar ederek maalesef işgaliye uygulamasını ’sokak işgaline’ dönüştürmüşlerdir. Belediyemiz, onbinlerce kişinin kullandığı bu sokaklardaki bu kuralsızlığa dur demek ve zabıtamız görevini yerine getirmek zorunda kalmıştır.

3- Neden şimdi?

Beyoğlu’nda, işgaliye nedeniyle ortaya çıkan kaosu gidermek için, belediye zabıtamız ve ilgili birimlerimiz işletmecilerle sürekli iletişim geliştirmeye çalışmış, gerekli uyarılarını yapmaya, mağduriyet oluşturmamaya gayret etmişlerdir. Ancak işletmeciler, kendilerine gösterdiğimiz toleransı maalesef sürekli suiistimal ederek, durumu her geçen gün daha da kötüye götürmüşlerdir. Beyoğlu’nda oluşan sürdürülemez, taşınamaz durum hakkında 7 ayda belediyemize yapılan şikâyet sayısı 1066 adettir. Aynı dönemde sokaklara bırakılan çöplerle ilgili şikâyetin 868 olduğu dikkate alınırsa, durumun vahameti anlaşılacaktır. Çünkü belediyelerin en çok şikâyet aldığı konu sokaklara bırakılan çöplerdir.

Belediye yöneticilerimiz ve personelimize, işgaliyelerle ilgili yüz yüze yapılan şikâyetler kayıtlı sayıdan bile çok daha fazladır. Belediyemizin uyarılarını hiç bir şekilde dikkate almayan işletmeciler, Kentsel Tasarım Ofisimize yapmaları gereken başvuruları bile yapmamışlardır. 30 Haziran’da dolan müracaat süresinden sonra 15 Temmuz’a kadar yine toleranslı davranılmış, buna karşılık işletmecilerin aynı tutumlarına devam etmeleri nedeniyle müdahale kaçınılmaz hale gelmiştir.

4- Neden müşteriler varken müdahale edildi?

İşgaliye kullanan işletmeler; hak aşımını müşterilerin yoğun olduğu saatlerde gerçekleştirmektedir. Belediyemiz aylarca sözlü ve yazılı uyarılarda bulunduğu halde, işletmeciler gereğini yapmamış; müşterileri ve turistleri canlı kalkan olarak kullanıp, sokak işgaline devam etmeye çalışmıştır. Zabıtamız, uygulamayı, müşterilerin bulunduğu sırada yapmak zorunda bırakılmıştır.

Bunun yanında zabıtamızın kent estetiğine ve kurallara uymayan işletmelere yaptığı uyarıların; “Beyoğlu’nda sevgililerö ayrılıyor, “çiftli kanepeler yasaklandıö gibi maksadını aşan ifadelerle medyaya servis edilmesi, medya üzerinden kurumumuz üzerinde baskı oluşturulmaya çalışılması, hiç bir şekilde kabul edilebilir değildir. Ucuz bir manipülasyondur.

İşletmecilerimiz; istenmeyen bu manzaraların oluşmasına bilerek ve isteyerek zemin hazırlamışlardır. Yükümlülüklerini yerine getirmemeyi, haksız sokak işgallerini; medyayı manipüle ederek, perdelemeyi tercih etmişlerdir. Belediyemiz üzerinde medya baskısı oluşturarak, bizi mecbur bıraktıkları müdahaleyi durdurup; haksız, sınırsız, sorumsuz işgale devam etmek istemektedirler.

BEYOĞLU’NDA NELER OLUYOR? HABERİ İÇİN TIKLAYINIZ

5- Beyoğlu’ndaki esnafların ne kadarı işgaliye kullanıyor?

Beyoğlu’ndaki yeme-içme eğlence mekânları; işgaliye ile varlıklarını devam ettirmeye çalışan işletmelerden ibaret değildir. 2004 yılında 800 olan yeme-içme eğlence işletmelerimizin sayısı; belediye uygulamalarımızın da katkısıyla 2011 yılında 3000’i bulmuştur. Bu işletmelerden 2250’sinin işgaliye ile yakından uzaktan ilgisi bulunmamaktadır.

İşgaliye ile ilgili 750 işletmenin durumları şu şekilde özetlenebilir; Bu işletmelerin 150 adedi hiçbir şekilde işgaliye verilmeye müsait görülmemiştir. İzinsiz işgale devam etmektedirler. Geri kalan 600 mekânın, 350’si kendisine verilen işgaliye sınırlarını kuralsız ihlal ettiği için defalarca uyarılmış, resimlenerek belgelenmiş ve işgaliyeleri yenilenmemiştir. Durumdan haberdar olan bu işletmeler, kural dahiline girmektense, belediyemize uğramamayı, kendilerine verilen nihai başvuru suresi olan 30 Haziran 2011 tarihini de geçirerek Kuralsızlıklarını devam ettirmiştir.

6- Kuralsız işgaliyenin sakıncası nedir?

Yayalar sokakları kullanamaz hale gelir. İnsanlar araçları ile bir yerden bir yere ulaşamaz. Kamu malı ve vatandaşlarımıza ait sokaklar işletmecilerin dükkânı olur. Kalitesiz ürünler arz eden sağlıksız gıda üretim alanlarının önü alınamaz. Bir zamanlar otopark mafyasının yaptığı gibi sokaklar pazarlanır. Kültür-Sanat merkezleri, turistik mekânlar potansiyellerini kaybeder. İşgaliyesi olmayan esnafların varlığı gittikçe zayıflar. Kanunsuzluk kanun, kuralsızlık kural olur. Milletimiz; bütün bunların olmaması için bizi görevlendirdiğinden, bunların olmasına müsaade edemezdik. Bu nedenle uygulamayı gerçekleştirdik.

7- Tüm bu açıklamalar maddeler halinde aşağıdaki şekilde özetlenebilir;

a) Yayalar bazı sokakları kullanamaz hale gelmiştir.
b) İşgaliyeye dayalı dükkânlar açılmıştır. Yani iç mekânı yok denecek kadar az olan bu mekânlar sadece dış mekânı kullanmaktadırlar.
c) İç mekânını mutfak ve satış alanı olarak değerlendirip müşterisine satışı içeride yapmakta ve yine müşterilerini ayakta ve sokakta ağırlamaya yönelmektedirler. Bu durum çevrede yiyeceği ve içeceği elinde olan grupları bu mekânlarda kümeleştirmekte ve kaliteyi tehdit etmektedir.
d) Bazı sokaklar toptan kapatılarak pazarlanmaktadır. Bazı kültür sanat merkezlerinin ve başka turistik mekânlar bu tehdide dayalı potansiyellerini kaybetmektedirler.
e) Bölgede yaşayan halkımız arabasıyla veya yaya olarak bölgeyi kullanarak başka bir mekâna geçememektedir.
f) Toplam kalitede düşüşler yaşanmaktadır.
g) Haksız rekabetin makası açılmıştır. 3000 işletmenin 2250’ü bu işten mahrum kalmıştır.

KAYNAK: http://www.haberturk.com/yasam/haber/652671-beyoglu-belediyesinden-asmalimescit-aciklamasi


Bülent Arınç, Norveç’teki katliamı değerlendirdi

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ”Türkiye’de terörolurken bundan sevinç duyanlar, şimdi kendi içlerinde otomatik tüfeklerle kuş avlar gibi 90 tane kişiyi avlayan, 90 kişinin hayatına mal olan bir caninin yeşermesi karşısında herhalde düşünmeleri gerekir” dedi.

Balıkesir’in Edremit ilçesinde Kuzey Ege Gazeteciler Cemiyeti hizmet binasının açılışına katılan Arınç, törende yaptığı konuşmada, Mayıs 2009’dan bu yana Başbakan Yardımcısı olarak daha çok basın ile ilgili Başbakan Yardımcılığı görevinde bulunduğunu hatırlattı.

Arınç, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM), Anadolu Ajansı (AA), TRT, Vakıflar, Kamu Diplomasisi Genel Müdürlüğü ve daha pek çok kuruluşun kendisine bağlı olarak faaliyet gösterdiğini belirterek, ”Şunu öncelikle söylemek istiyorum; Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü de Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü de bizzat Büyük Atatürk’ün direktifleriyle kurulmuştur” şeklinde konuştu. TBMM’nin 23 Nisan 1920’de açıldığını, AA’nın da yine aynı yılın Nisan ayında, BYEGM’nin ise Haziran ayında kurulduğunu dile getiren Arınç, AA ve BYEGM’nin TBMM ile birlikte faaliyete başladığını hatırlattı.

Bu kuruluşların faaliyetlerinden bahsetmeyeceğini ifade eden Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Değerli arkadaşlar, yaptıkları faaliyetlerden bahsetmeyeceğim, ama özellikle yerel medyanın ilgili kuruluşu Basın Yayın’dır. Televizyon yayıncılığı doğrudan RTÜK’ün denetimi altındadır. Bir taraftan da yazılı medya için Basın Kanunumuz çıkarılmıştır. AK Parti hükümetleri 9. yılına girdi. Benim bilebildiğim kadarıyla 2004’te Basın Kanunu çıkarmıştık. Geçtiğimiz yıl büyük gayretlerle RTÜK Kanunu benim dönemimde çıkarıldı. TRT Genel Müdürlüğünün de özerk bir yapıya kavuşturulması 2008 yılında oldu. Şimdi internet medyası ile ilgili Basın Kanunu’nda değişiklikler yapacağız. Özellikle haber servislerini, haber portallarını Basın Kanunu içine almak suretiyle bu arkadaşlarımızın da Sarı Basın Kartı almasını, ilan ve reklam gelirinden istifade etmesini temin edeceğiz.”

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 2004’te Basın Kanununu özgürlükçü hale getirdiklerini belirterek, bugüne kadar da bu konuda şikayet gelmediğini söyledi.

”BUGÜN CEZAEVLERİNDE, SIFATI GAZETECİ OLARAK GEÇEN 30 CİVARINDA İNSAN VAR”

RTÜK Kanunu’nu tamamen yenilediklerini ve geçtiğimiz mart ayında yürürlüğe girdiğini anlatan Arınç, ”Şimdi internet medyası ve basın çalışanlarının, gazeteci arkadaşlarımızın özellikle şikayet ettikleri Türk Ceza Kanununun 3 ve 4. maddesiyle ilgili yeni bir düzenleme yapacağız” dedi. Arınç, şöyle devam etti:

”Bunlar haberleşmenin gizliliğini ihlalden tutunuz, adli soruşturmanın gizliğini ihlalden, adli yargılamayı etkilemeye teşebbüsten haklarında dava açılan pek çok gazeteci arkadaşlarımızın şikayetlerini asgariye indirecek yine özgürlükçü, daha ileri bir demokrasi anlayışı ile geçtiğimiz yıl meclis kapanmadan çıkaramadığımız değişiklikleri bu kez inşallah ekim ayında ele alıp çıkarmak istiyoruz.

Tabii bu vesile ile şunu söylemek istiyorum; basın sansür edilemez, edilmemeli. Basın özgür olmalı. Basını engellemek, görev yapmasına mani olmak, onları basın mesleğiyle ilgili konularda, yani fiilen gazetecilik yaparken bir ceza tehdidi altında tutmamak, tutuklanmasını veya ceza almasını hiçbir zaman öngörmemek gerekir. Biz buna gönülden inanıyoruz. Ancak şunu tartışmalar sürerken de söylemiştim; bugün cezaevinde hükümlü olarak bulunan, sıfatı gazeteci olarak geçen 30 civarında insan var. Bunların çoğu terörle mücadele kanununa aykırı fiillerinden dolayı hüküm giymişler. Elimizde listeleri var, bunları da herkes biliyor. Terör örgütünün propagandasını yapmak, terörörgütünün eylemlerine katılmak, örgütün birtakım lojistik desteğini sağlamak gibi suçlamalar. Bağımsız Türk Mahkemeleri karar vermiş, bunlar gazeteci sıfatını taşımalarına rağmen Terörle Mücadele Kanununa aykırı hareket ettikleri için ceza almışlar. Burada dürüst olmamız gerekir.”

”KALEMİMİZİ SİLAH OLARAK KULLANMAYACAĞIZ”

Türkiye’nin terörle mücadele eden bir ülke olduğuna dikkati çeken Arınç, 30-40 yıldan beri bu acıyı içimizde hissettiğimizi, son olarak da 13 Mehmetçiğin alçakça şehit edildiğini hatırlatarak, şöyle konuştu:

”Arkası da gelmiyor. Bazen bir sokak ortasında sivil kıyafetler giymiş uzman çavuşları katlediyorlar. Bir başka yerde mayına basarak, bir başka yerde okul yurduna molotof kokteyli atarak, bir başka yerde bir başka terör eylemi yapabiliyorlar. O yüzden Terörle Mücadele Kanunu var ve bu kanun basın yayın yoluyla terör örgütünün, yani şiddete dayalı örgütün propagandasının yapılmasını, onun desteklenmesini, ona eylemlerinde kahraman muamelesi yapılmasını yasaklıyor. Dolayısıyla gazeteci arkadaşlarımızın görevlerini yaparken bu kanun hükümlerine de uygun davranması gerekir. Özetle şunu söyleyeceğim; hepimizin kalemi var, kalemimizi silah olarak kullanmayacağız. Hepimiz görevimizi yapacağız, ama terör örgütüne destek olabilecek ne bir yazı ne bir haber ne bir manifesto ne bir bildirinin içerisinde olmayacağız. Şiddeti, terörü hiç bir zaman kalemimizin aleti olarak kullanmayacağız. Zaten buradaki bütün arkadaşlarımızın bu konuda ne kadar büyük bir mesuliyet duyduklarını hepimiz biliyoruz.”

Terör örgütünün iç ve dış destekleri olduğunu hatırlatan Arınç, iç ve dış desteklerin malum olduğunu, Türkiye’nin terör ile mücadele ettiği sürece, vatandaşı hayatını kaybettikçe, askeri, polisi şehit oldukça bu destekçilerin sevindiğini belirterek, şöyle konuştu:

”Onlar Türkiye’deki terör örgütünü adeta özgürlük direnişçisi olarak vasıflandırdılar. Onlara gidenlerin hepsine mülteci muamelesi yaptılar. Onlara maaş bağladılar. Onlara destek oldular. Bunların başında elbette biliyorsunuz Yunanistan’da kamplarını hatırlayanlar vardır. Fransa’yı bilenler vardır. Almanya’yı düşünebilenler vardır. İsveç’i, Norveç’i bu destekçilerin içerisinde sayılmışlardır geçmişimizde. İşte bu ülkelerden birisinde üç beş gün önce çok feci bir olay meydana geldi. Bir tane deli bir adam eline silah aldı, bomba imal etti. 90’dan fazla insanın hayatına mal oldu. Bu aklı başında birisi olarak görünüyor. Çünkü kendi internet sitesinde de yazdığı yazılarda da görüşlerinin düşüncelerinin ne kadar tehlikeli olduğu, ama gübreden kimyasal bomba imal edecek kadar da kendisini bu işe verdiği ortaya çıkıyor.”

”BATIDA İSLAM DÜŞMANLIĞI SÜREKLİ TEŞVİK EDİLİYOR”

Norveç’te katliam yapan kişinin Türkiye ile ilgili düşüncelerinin de gazetelerde yer aldığını hatırlatan Arınç, ”Türkiye’nin tam bir düşmanı. Tam bir Müslümanlık düşmanı” dedi.

”İslamofobi dediğimiz, özellikle batıda İslam karşıtlığı, düşmanlığı, birileri tarafından sürekli teşvik ediliyor” diyen Bülent Arınç, ”Şimdi onların kına yakmaları gerekir. İslam düşmanlığı veya Türklük düşmanlığı veyahut insanların canına kanına rahatlıkla kastedecek bir düşünceyi kendi içlerinde barındırmışlar. Türkiye’de terör olurken bundan sevinç duyanlar şimdi kendi içlerinde otomatik tüfeklerle kuş avlar gibi 90 tane kişiyi avlayan, hayatına mal olan bir caninin yeşermesi karşısında herhalde düşünmeleri gerekir” şeklinde konuştu.

Bülent Arınç, terörün insanlık suçu olduğunu, dini, imanı, milliyeti, rengi ve etnik kökeni olmadığını vurgulayarak, terörle mücadele edilmesi gerektiğini ancak bir ülkenin tek başına terörle mücadelede başarılı olamayacağını söyledi. Arınç, şöyle devam etti:

”Mutlaka ortak bir mücadele platformu olmalıdır ki bu ülkede ve diğer ülkelerdeki terör ile mücadele edilebilsin. Bugün fevkalade üzülerek okudum; o cani insanın yazdıklarını o kötü zehirli düşüncelerini İtalya’da Kuzey Ligi partisinin milletvekilleri alkışlıyor. Belçika veya bir başka ülkedeki, Danimarka’daki Türklük ve Müslümanlık düşmanı milletvekilleri ‘ne kadar ileri düşünceler’ diyerek bu cani fikirleri destekleyebiliyor. O zaman birlikte mücadele etmezsek bugün Türkiye’yi yakan bu terör ateşi yarın mutlaka o ülkelerin gözünü yaşartacak ve ağlatacaktır.”

Arınç, herkesin aklını başına alması gerektiğini ifade ederek, ”Norveçli olması, Hristiyan olması, dilinin kökenini farklı olması hiç önemli değildir. İnsan yaratılmışların en şereflisidir ve ne maksat ile olursa olsun onun hayatını ortadan kaldırmak lanetli bir iştir. Onun mutlaka önlenmesi gerekir” dedi.

Artık Avrupa’nın yabancı düşmanlığından, ırkçılıktan ve mutlaka İslamafobi’den kurtulması gerektiğini, Medeniyetler İttifakına bu yüzden önem verdiklerini belirterek, Türkiye’nin, BM’nin Medeniyetler İttifakı Projesi’nde 5 yıldan beri çalıştığını hatırlattı. Arınç, şöyle devam etti:

”İspanya, Endülüs medeniyeti ile Rönesans’ın kuruluşunda öncülük yapmıştı. Türkiye de hamd olsun geçmişten beri en büyük medeniyetlerin sahibi bir ülke olarak kavga etmemeyi, barış içinde birlikte yaşamayı öngörüyor. Bizim ilkemiz budur. Osmanlı dönemine bakınız, bir çokluk içinde teklik. Biz farklı düşünce ve inançların bir arada yaşayabileceğini gösteren çok güzel bir örneğiz. İstanbul bunun örneğidir. Anadolu bunun örneğidir. Bugün Antakya’ya gidiniz. Duvarları birbirine bitişik kiliseyi, camiyi ve sinagogu görebilirsiniz. İstanbul Galata’da bir sokakta kilise, bir sokakta cami bulabilirsiniz. Ecdadımızın yaptırdığı Darülaceze’nin bahçesinde bile Hristiyanlar için kilise, Müslümanlar için cami, Yahudiler için havra vardır. Bosna Hersek’e gidiniz Hırvatistan’a gidiniz. Slovenya’ya gidiniz. Bütün Balkan ülkeleri her zaman birlikte yaşamanın en güzel örneklerini vermişlerdir. Orada da Sırp caniler katliamlar yapmıştı. Belki başka yerlerde de başkaları ama biz birlikte yaşamanın dostluk barış ve birbirinin inancına saygıdan geçtiğini gören bir milletiz.”

”BİRİLERİ BİR DAHA DÜŞÜNSÜNLER”

Türkiye’de, Telekomünikasyon Kurumu’nun internete isteğe bağlı filtreleme sistemi getireceğine de değinen Arınç, bu uygulamanın ağustos ayının 18 veya 20’sinde yürürlüğü gireceğini söyledi.

Çocukları şiddette, pornodan korumak gerektiğini, bazı sitelerin cinayet yöntemleri öğrettiğini hatırlatan Başbakan Yardımcısı Arınç, ”Şimdi bu cani haftalarca, Google’dan arama yaparak nasıl bomba imal edebileceğini öğrendiğini söylüyor. Bomba imal etmeyi, mayın patlatmayı, köprüyü havaya uçurmayı uygulamalı olarak veren sitelerin insanlığa bir faydası olup olmadığını Norveç’te 90 kişi öldükten sonra birileri bir daha düşünsünler” şeklinde konuştu.

Arınç, bu yüzden TÜSİAD Başkanı ile karşı karşıya geldiklerini, birbirlerini eleştirdiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Tekrar eski günlere dönecek halim yok. Ama Norveç’teki cani diyor ki; ‘Ben bomba yapmanın tekniklerini şu web sitelerinden öğrendim’. Kendi çocuklarımızın da bu noktaya gelmemesi için bir koruyucu, annelerin babaların isteklerine bağlı olarak bir koruyucu sistem geliştirmenin bence hiçbir zararı olmaz. Olsa olsa faydası olur. O yüzden teröre karşı nasıl yek vücut, kanımıza ekmek doğrayan, hepimizi perişan eden Balıkesir’e, her gün Çanakkale’ye, her gün Sivas’a Yozgat’a güzelim çocuklarımızın cenazelerin gönderen bu alçakça ihanete karşı basına da çok önemli görevler düşüyor. Basın, terörle mücadelede en etkin unsurlardan birisidir. Ben arkadaşlarımızın bu konuda üzerlerine düşeni de mutlaka yapacaklarına inanıyorum.”

Yerel medyaya yönelik çalışmalar üzerinde de duran Arınç, yerel medya çalışanlarının ulusal medyada çalışanlarla aynı imkanlardan yararlanabilmesi için ”görev pasaportu” verilmesi konusunda İçişleri Bakanlığı ile anlaştıklarını, bu pasaportlarını geri dönüşte iki yıl süreyle kullanabileceklerini söyledi. Arınç, ”Siz benim dediğime bakın başka bir şeye bakmayın. O yüzden hepiniz şimdiden gri renkli pasaportlarınızı alın gidebilecekseniz bir tarafa gidin vize çilesinden kurtulun. Beyefendi gibi karşılanın o ülkelerde. Başka neler neler yapacağız, ama inşallah şimdi burada bombaları patlatmayalım. Bu kadar ikrama bu kadar konuşma” dedi.

”BU TÜRKİYE’Yİ TAHRİK ETMEKTİR”

Bir gazetecinin, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın sözlerini hatırlatması üzerine Arınç, şöyle dedi:

”Sayın Başbakanımız buna çok güzel bir cevap verdi. Bu sorumsuzluktur. Bu Türkiye’yi tahrik etmektir. Bu tahriklerden Ermenistan’ın eline hiçbir şey geçmez. Yani Ağrı Dağı’nın nerede olduğu, kaç yüzyıldan bu yana Anadolu topraklarında tüm insanlığı aydınlattığı, gölgesinde milyonlarca insanın özgürlük içinde bulunduğunu herkes biliyor.

Sarkisyan kendi iç politikasına yönelik bir konuşma yapmış. Başbakanımız da bunu gayet güzel cevaplandırmış. Türkiye çok güçlü bir ülkedir. Kimse Türkiye’ye yan bakamaz. Ne dağımıza, ne ovamıza ne suyumuza. Allah’ın izniyle biz bu toprakların sahibiyiz. İç politikaya oynamaktan vazgeçsin. Bak Ermenistan ekonomik sıkıntılar içerisinde. Zamanında aç kalmışlardı da Türkiye’den buğday göndermiştik. Akıllarını başlarına alsınlar. Ağrı Dağı’na laf söyleyecek noktadan uzaklaşsınlar. Diaspora’nın oyununa gelmesinler. Ben de bunları ilave etmiş olayım.”

AA

 

Kaynak: http://www.haberturk.com/gundem/haber/652713-turkiyede-teror-olurken-sevinenler-simdi-dusunsun


Nurhak’ta askeri araç geçerken mayın patladı; 1 asker şehit oldu, 4 asker yaralandı

Kahramanmaraş’ın Nurhak ilçesinde, askeri aracın geçişi sırasında mayın patladı, ilk belirlemelere 1 asker şehit oldu, 4 asker yaralandı.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Elbistan-Nurhak karayolu çöplük mevkisinde, göreve giden zırhlı aracın geçişi sırasında yola döşenen mayın patladı. Patlamada, ilk belirlemelere göre ismi henüz öğrenilemeyen 1 asker şehit oldu, 4 asker yaralandı.

Yaralanan Uzman Çavuş Gökhan Özmen ile er Lokman Ölmez Elbistan Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Diğer 2 yaralının ise Nurhak Devlet Hastanesinde tedavi altına alındığı bildirildi.

Jandarma ve polisin olay sonrasında geniş çaplı operasyon başlattığı öğrenildi.

 

KAYNAK: http://www.haberturk.com/yasam/haber/652702-kahramanmarasta-mayinli-pusu