Mesajlar Etiketlendi ‘Genelkurmay Başkanvekili Orgeneral Necdet Özel’


Gazeteciler ve siyasiler YAŞ’ta verilen kareyi yorumladı

O fotoğraf tartışılıyor

Pazartesi günü başlayan Yüksek Askeri Şura toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önceki YAŞ toplantılarının aksine tek başına oturduğu, Genelkurmay Başkan Vekili Org. Necdet Özel’in ise Erdoğan’ın sağında; Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın karşısında yer aldığı fotoğraf karesine gazetecilerden ve siyasilerden farklı yorumlar geldi.

 

İşte o yorumlar:

FATİH ALTAYLI / GAZETE HABERTÜRK GENEL YAYIN YÖNETMENİ

Yanıt internet sitesinde

Dün Habetürk internet sitesi iki fotoğraf koymuştu yan yana ve “İşte demokrasi, işte militarizm” demişti.
Fotoğraflardan birinde Yüksek Askeri Şûra’nın toplantı masasının başında Başbakan Erdoğan tek başına oturuyor, diğerinde ise Başbakan’la birlikte Genelkurmay Başkanı da yer alıyordu.
Habertürk internet sitesine göre ilk fotoğraf demokrasi, ikinci fotoğraf ise militarizmdi.
Şunu baştan söyleyeyim: “Tek bir fotoğraf karesi hiçbir şey ifade etmez.”
Fotoğraf kareleri zamanda donmuş anlardır. Bir daha asla yaşanmayacak.
Gereğinden fazla anlam ifade etmezler. Tek fotoğrafla demokrasi gelseydi şahane olurdu, ama iş ne yazık ki öyle değil.
“Askeri vesayetten gerçekten kurtulduk mu” sorusunun yanıtı bence Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde.
27 Nisan 2007 tarihli “Son günlerde meydana gelen gelişmeler hakkında” başlıklı yazı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin internet sitesinde durdukça “askeri vesayet” bitmiş sayılmaz.
Yeni Genelkurmay Başkanı kim olacak bilmiyorum.
Diyorlar ki, Orgeneral Özel olacak.
Olursa, gerçekten demokrasiye saygılı bir komutan mı olacak, gerçekten askeri vesayet kalkmış mı o zaman göreceğiz.
Yeni Genelkurmay Başkanı eğer “27 Nisan Muhtırası” olarak bilinen o yazıyı Genelkurmay’ın internet sitesinden kaldırtır ve tüm izlerini de silerse ben o zaman, “İşte demokrasiye doğru bir adım daha” derim.
Ve o adım da askerler tarafından atılmış bir adım olur yine.
O yazı orada durduğu müddetçe “İşte…” demek doğru değildir.

AKİF BEKİ / RADİKAL GAZETESİ YAZARI

Asker gözüyle YAŞ fotoğrafı

Genelkurmay karargâhı, yeni duruma kendiliğinden mi uyum sağladı, yoksa bir adaptasyon etkisi icra edildi mi üzerlerinde?

Sivil-asker ilişkileri, yeni bir fotoğraf çektirdi kendine. Bu kareyi, yenik ve muzaffer tarafların ilişkisi şeklinde okumak hatalı. “Askerin yenilgisi, sivillerin zaferi” denilemez oraya yansıyanlar için. Yenilen asker değil, askerciler çünkü. Militarist düşüncenin, askerci siyasanın hezimete uğradığının resmidir o. Yüksek Askeri Şura toplantısındaki yeni oturma düzenini anlamlandırmaya çalışıyor herkes. Bana göre, iki gerçeği parlattı zihinlerimizde. Birincisi, çoğu sivil o fotoğrafı asker gözüyle yorumluyor. Militarist bakış açısından kurtulamıyor sivil görünümlü bazı kafalar. Hiyerarşiyi yüceltmek, askeri altkültürün esaslarındandır. Rütbelerin sıralanışı, şapkaların dizilişi, kimin kime selam duracağı meselesi, dünyanın en mühim meselesidir askerlikte. Fakat sivillere ne oluyor? Askerin kışla düzenini, demokratik toplum tasavvuru ile karıştırıyorlar. Onun için de, dünyaları yıkılıyor bir fotoğrafla. Nedense sivil-asker ilişkilerinde hiyerarşinin siviller lehine yeniden kurulması, kimi sivilleri askerden daha fazla rahatsız ediyor. Buna ‘askercilik hastalığı’ diyoruz. O fotoğrafın ortaya çıkardığı ilk gerçek budur. Militarizm, sinsi bir şekilde gelip en demokrat bildiğimiz zihinlere dahi yerleşiyor. Bu illetten kısa zamanda kurtulmaları için çareler arayıp bulmalıyız. İkincisi, o fotoğrafın nasıl oluştuğu önemli. Genelkurmay karargahı, yeni duruma kendiliğinden mi uyum sağladı, yoksa bir adaptasyon etkisi icra edildi mi üzerlerinde? Edindiğim izlenim, açık bir direktif verilmese de toplantıda Başbakanlık protokolünün uygulanması için karargaha lisan-ı münasiple dışarıdan telkin yapıldığı şeklinde. Bunun üzerine, Başbakan ve Genelkurmay başkanlarının eşbaşkan gibi eşit oturdukları masa düzeni gitti, yerine askerin anladığı dille ast-üst ilişkisine daha uygun bir düzen geldi. Başbakan Erdoğan, masanın başında yalnız oturuyor artık. Eski YAŞ toplantılarından alışık olmadığımız bu değişim, kendiliğinden olmadı. Yine de, askerin ayak uydurmakta zorlanmadığını görüyorum. Çünkü, askere rağmen de olmadı. Eskisi, kışlanın siyasallaşmasından kaynaklanan zorlama bir teamüldü. Devlet idaresinde askeri asker olarak konumlandıran bu yenisi, askeri usullere de askerlik mesleğinin doğasına da, en az demokratik ilkeler kadar uygun. Emir-komuta zincirinde iki başlılığı asla kaldırmayacak bir meslek varsa, o da askerliktir. Eski YAŞ fotoğrafları, çift başlılık görüntüsü veriyordu. Sivil otoritenin askeri olana üstün gelmesi, aralarındaki ilişkide kafa karışıklığını ortadan kaldırdı. Asker, kime tekmil verip kimden emir alacağını net olarak bilecek bundan böyle. Sorun, askerci sivillerin göz aşinalığında. İntibak sağlamayı bırakın, dalgın ve hülyalı ve yadırgayan gözlerle bakıyorlar o karelere. Askeri altkültürün kodlarıyla düşünenler için hazmı hayli zor bir durum olduğu muhakkak. O fotoğrafa bakıp bakıp, “Türkiye ordusunu kaybetti” diye iç çekiyorlar. İlk şoku atlattıktan sonra, suçlu aramaya başlayacaklar. Kurtarıcı güvence olarak bel bağladıkları komutanları, beceriksizlikle suçlayacaklar önce. Sivil otoriteyi alt etmeyi becerememiş oldukları için. Halbuki, yüksek bürokratlar için istifa, görüş ayrılığı hallerinde kurallı bir davranış, meşru bir hakkın kullanımı. Siyasi iradeyi suçlayacaklar. Sandıktan aldığı ‘karar verme’ görev ve sorumluluğunu ihmal etmemek, hükümetin en büyük kabahati olacak. Ama bir tek CHP’nin günahları gelmeyecek bu neo-militaristlerin aklına. Askerin, CHP seçmeninin yegâne umudu haline gelişine sebep olanları hiçbir zaman suçlamayacaklar. AK Parti’nin alternatifi olarak askeri gören ve gösterenler, yaşadıkları derin hayalkırıklığından kendilerini asla mesul tutmayacak.

UMUR TALU / GAZETE HABERTÜRK YAZARI

Ben biraz farklı düşünüyorum

Elimizde iki tarif oldu:

1. Militarizm: Herkesin haddini bilmesi, bildirilmesidir.

2. Demokrasi: Herkesin yerini bilmesi, bildirilmesidir.

Birinci paşa, başbakan yanındaki koltuğa yerleşirse, militarizm olur…

Yana çektiğinde koltuğu; masa başında başbakan tek başına oturduğunda ise demokrasi.

 

***

 

Militarizm sinirinden demokrasi sınırına yolculuğumuz 80 küsur yıl.

Fakat, vardığımız yer ne militarizmin sonu, ne demokrasinin son durağı.

Bir yolculukta garip yolcular, bir handa huzursuz hancılarız.

Bir aşığın hüzünlü sazıyla sorabiliriz:

Herkesin haddini bildirmek bitti mi…

Herkesin yeri belli mi?

 

***

 

Milleti, Meclis’i, seçilmişleri aşağılayan “Paşalık” tedrisatı mektepte, kıtada yapar.

Paşalık hanedanlık değildir, ama cumhuriyetin ilgasını vaat ettiği unvan ve imtiyazın daniskasıdır.

Muhtemelen kendileri de yoksul, orta halli aile çocukları olan “askeri erkân”, bu “kibir ideolojisi” şevkini de, gücünü de emrindeki itirazsız yüz binlerce yoksul çocuk ve güçsüz kılınmış asttan alır.

Ast-üst ilişkisi, “askerlik”in sevk ve idaresi ötesinde, “Alt ile Üstün” ilişkisi idrak edilir o ideolojide.

Bir rütbeli bunu ancak kalbiyle, vicdanıyla, insanlığıyla aşabilir. Apoletiyle değil!

Yoksa bütün tarih bilinci, askerlik bilgisi, insanlık görgüsü, bütün imtiyaz kültürü ve zümre egemenliği daha askeri okulda inşa edilir.

Önce alttaki sınıfları, önce sınıfındaki zayıfları ezmeyi…

Sonra, daha gencecikken, kendinden kıdemli, daha yaşlı, daha emekçi astsubay, uzman, sivil memur, erat ne varsa, onlara hükmetmeyi öğrenir. Onlardan da bir altındakini ezmesi beklenir ki, bu ezme ezilme meşru ve yaygın olsun!

Esasen tüm milletin geçirildiği dini ya da laik eğitimlerin en hası, en derini, en köklüsü, en silahlısı, en rütbelisi, en açık seçik had ve yer tayinlisi!

 

***

 

 “Milletin ordusu” vardır, bir de “millet ordusu”.

“Asker millet”e hükmetmenin tatbikatı, “milletin askeri”ne, yani toplumun genellikle orta ve altından gelen profesyonel veya tertip askerlere tahakkümle tahkim edilir!

 

***

 

Yıllardır, “herkesin bildiği bu sır”rı yazıyorum.

Kimi subay düşmanlığı, kimi ordu düşmanlığı, kimi takıntı sandı. Oysa daha derindi.

Militarizm, otorite, tahakküm düşmanlığı… Elbette!

Yalancı cumhuriyet, sahte demokrasi ile devlet hukukundan ve güçlü tahakkümünden sıyrılmanın bir harbi kaynağı orada çünkü.

Erkeğin kadını ezmesinin, babanın çocukları dizmesinin, patronun, amirin çalışanları sindirmesinin bir beşiği de, “asker millet” denen, esasta “asker erkek” olan, orada boyun eğme eğdirmeyi, rütbesinin imtiyazı yoksa erkeğin imtiyazını talim eden, ama had bilip bildirmeyi de öğrenen milyonlarca erkek üstüne yapışmış “militer kültür.”

Okulun, ailenin, iş yerinin; siyaset, bürokrasi, polis ve devletin de içine battığı militer genel kültür!

Bu militer kültür öyle “paşa poposu”nu kenara ittirmekle bitse, ne ala!

Ama bizatihi ittiren zihnin orta yerinden de, belki tramvay gibi, belki duble yol, belki tüp geçit, belki metro, hızlı tren gibi “militer kültür, militarist ruh, komuta ve tahakküm hevesi, üstünlük egosu, kibir kervanı” geçiyorsa…

Yani, problem olur, bir problem de odur Kazım!

 

***

 

O yüzden, baştaki iki tarif birbirine çok ters değil; militarizm siniri ile demokrasi sınırı çok uzak değil!

Militarizm lügatinden “had ve yer bilmek, bildirmek” demokrasi idealinin ruhuna aykırıdır; sadece güçlüler arasındaki güç paylaşımında değil; asıl, güçlülerin güçsüze çakışındaki temel alfabe olduğu için.

Çakma piyasa demokrasisinin nice patronu da, siyaset ve devlet sahnesinin nice sarı demokratı da, şimdi hak hukuk gak guk diyen nice paşa da, insanlara tam da bu ikisiyle hitap eder hep:

Haddini bil… Yerini bil!

Haddi değil… Yerine geç!

Hazır ol… Ben buyurursam rahatlarsın!

 

***

 

İnsanları vuran, kahreden sadece “Silahın Kibri” olsaydı keşke…

Bir de “Kibrin Silahı” var!

Yerini bildirdiğinizi düşündüğünüz “büyük askerler”,  her gün yüz binlerce “küçük asker”e haddini bildirmeye devam edecek mi?

Sizin yer bildiren demokrasinizde; alttakine, aşağı sayılana, güçsüze, itirazı olana, farklı düşünen, farklı inanan herkese yeri ve haddi bildirilecek mi?

Kritik eşik odur.

O eşikte eşek yerine konmaktan hoşlanmak ya da hoşlanmamak:

Mesele biraz budur!

ERTUĞRUL ÖZKÖK / HÜRRİYET GAZETESİ YAZARI

Evet, Yüksek Askeri Şûra’nın o fotoğrafı, demokratik açıdan estetik bir fotoğraftır.
Eğer o fotoğraftan aldığımız haz samimiyse, şimdi sıra insan karakterinde de aynı estetiği umut etmektir.
Bu karaktere demokratik rötuş nasıl mı yapılabilir?
Çok basit. Küçümseyen, aşağılayan, alay eden o zihniyeti ayıplayarak.
Bir de adalet, çoğulculuk ve kuvvetler ayrılığı prensiplerine sımsıkı sarılarak…
Tabii bir de, bir silahlı gücün hukuksuzluğu yerine, başka bir silahlı gücün hukuksuzluğunu koymayarak.

MUSTAFA ÜNAL / ZAMAN GAZETESİ YAZARI

YAŞ 2011’in fotoğrafı

Unutulmaz fotoğraf kareleri vardır, tarihin hafızasına kazınan.

İşte onlardan biri: YAŞ 2011 fotoğrafı. Yıllar geçse de hatırlanacak. Masanın başında Başbakan Erdoğan, hemen sağında Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Özel. Solunda ise Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz. Şûranın diğer üyeleri de masadaki yerlerini almış.

Nereden bakılırsa bakılsan olağanüstü bir görüntü ve Türkiye’nin alışık olmadığı fotoğraf karesi bu… Kanunda başbakanların Yüksek Askerî Şûra toplantılarına başkanlık ettiği yazar. Ancak hemen yanlarında adeta bir ‘eş başkan’ gibi genelkurmay başkanları oturur. Bugüne kadar tüm YAŞ fotoğrafları ‘ikili başkan’ görüntüsünü yansıtıyordu.

…..

2011 YAŞ’ının fotoğrafı aslında bir zorunluluktan… Asaleten atanmış Genelkurmay Başkanı yok çünkü. Işık Koşaner’in boşalttığı koltuğun asili yok, vekili var. Necdet Özel bugün yarın atanacak. Vekil sıfatıyla Özel Başbakan’ın yanına oturabilirdi. Bunu kimse de yadırgamazdı.

Zorunluluk etken ancak yeni masa düzeni kendiliğinden değil, Başbakanlık’tan giden mesaj üzerine oluştu. Ancak niye kalıcı olmasın? Türkiye bu fotoğrafı sevdi çünkü. Normalleşmenin resmi olarak gördü. Demokratikleşmenin doğal sonucu olarak değerlendirdi. Yasa da YAŞ başkanının, başbakan olduğunu söylediğine göre yeni masa düzeninin sürekli bu şekilde olması gerekmez mi?

….

Sonuçlarını henüz öğrenemesek de YAŞ 2011’i en iyi o fotoğraf anlatıyor. Büyük ihtimalle kararlar da o tarihî fotoğrafın yansıması olacak.

YAVUZ DONAT / SABAH GAZETESİ YAZARI

Fotoğraf

Görüntü mü daha önemli yoksa içerik mi?.. Yüksek Askeri Şûra toplantısının başında çekilen fotoğrafın “haber değeri”, Şûra toplantısından daha mı fazla?
Oysa fotoğraf son derece “normal.”
Mademki Şûra’nın başkanı “Başbakan.”
Öyleyse “masanın başında tek koltuk olur.”
Ona da “Başbakan oturur.”
“Mevzuat”
bunu gerektirir.

***

Bu “son fotoğraf” normal olduğuna göre…
Demek daha önceleri “anormal bir durum” vardı.
Toplum yıllarca “2 başkanlı Şûra izlenimi veren fotoğrafları görmeye” alışık olduğu için de…
Anormallik “teamül” haline gelmişti.
Adeta “kurumsallaşmıştı.”

***

“Yeni fotoğraf” normalleşmenin fotoğrafı.
“Olması gereken” oluyor, hepsi bu.
Keşke çok daha önce olsaydı.